Merkez

Rize

Anadolu’nun kuzeydoğusunda Kaçkar Dağları ile Karadeniz arasında oldukça sarp bir arazide kurulan Rize’nin tarihi hakkında yeterli bilgilere sahip değiliz.

Rize Tarihi

Anadolu’nun kuzeydoğusunda, Kaçkar Dağları ile Karadeniz arasında oldukça sarp bir coğrafyada kurulan Rize’nin tarihi, bölgenin doğal yapısı kadar zengin ve köklüdür. Rize ve çevresinin geçmişine ilişkin bilgiler, farklı dönemlere ait yazılı kaynaklar, arkeolojik buluntular ve tarihî kayıtlar sayesinde günümüze ulaşmıştır.

Rize’nin İlk Dönemleri

Rize yöresinde yaşayan ilk toplulukların, bitişken dilli Asyanik kavimlerden olduğu kabul edilmektedir. Bölgenin adının yazılı bir kaynakta ilk kez geçmesi ise MÖ 8. yüzyıla kadar uzanmaktadır.

Bir bölgede Tarih Çağı'nın başlaması, o bölgenin ilk defa yazılı bir kaynakta anılmasıyla ilişkilendirilir. Çoruh boyları ve Rize bölgesi de tarih sahnesinde ilk olarak Urartu Kralı II. Sarduri dönemine ait bir yazıtta karşımıza çıkar.

II. Sarduri tarafından MÖ 765 yılında, Kars’ın kuzeyinde ve Çıldır Gölü’nün güneyinde bulunan Taşköprü Köyü yakınlarındaki kayalık üzerine yazdırılan çivi yazılı kitabede bölgeden “Kulki” veya “Kulkha” adıyla söz edilmektedir. Daha sonraki Yunan kaynaklarında ise bölge halkı ve coğrafyasıyla ilgili “Kolk” ve “Koldit” adlarına rastlanmaktadır.

Bu çivi yazılı kitabe, bölge adının yazılı olarak geçtiği en eski kaynaklardan biri olması bakımından Rize tarihi açısından büyük önem taşımaktadır.

Pontos ve Roma Dönemi

Büyük İskender’in Pers Kralı III. Darius’u yenilgiye uğratmasının ardından Anadolu’da Makedon hakimiyeti başlamış ve bu dönem MÖ 323 yılına kadar devam etmiştir.

Büyük İskender’in ölümünden sonra komutanları ve satraplar arasında yaşanan egemenlik mücadeleleri sonucunda bağımsızlığını ilan eden Mithridates Ktistes, Karadeniz kıyılarında genişleyen Pontos Krallığı’nı kurmuştur.

Pontos Kralı Farnakes, MÖ 180 yılında Rize’yi işgal ederek krallığının topraklarına katmıştır. Rize yöresi daha sonra MS 10 yılında Roma İmparatorluğu’nun hakimiyetine girmiştir.

Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasının ardından Rize ve çevresi, Doğu Roma yani Bizans İmparatorluğu toprakları içerisinde kalmıştır.

Bizans ve Gürcü Hakimiyeti Dönemi

Bizans döneminde Rize ve çevresi, Karadeniz’in doğusundaki önemli yerleşim ve ticaret bölgelerinden biri olmuştur. Bu dönemde Rize, tekstil ve ticaret merkezi olarak da tanımlanmaktadır.

Gürcü Kralı III. George ve Kraliçe Tamar dönemlerinde Gürcü ordusunda önemli görevler üstlenen Kumanlar, daha sonra Ortodoks Hristiyanlığı kabul ederek devletin Müslüman Türklerle olan sınır bölgelerine yerleştirilmişlerdir.

Rize’nin İkizdere ilçesinin dağ köylerinde yaşayan Kumbasarların da bu dönemde Gürcü ordusunda yüksek görevlerde bulunan Kumbasar ailesinin devamı olduğu yönünde tarihî anlatımlar bulunmaktadır.

Bu dönemlerde Rize, Trabzon’daki Rum devletine bağlı bir idari merkez niteliğindeydi. Merkezi Pazar olan Rize’nin doğusundaki topraklar ise ayrı bir idari birim olarak yönetilmekteydi.

Akkoyunlular Dönemi

1458 yılında Uzun Hasan’ın, Atabeklerin yönetimindeki Çoruh Havzası’na girerek İspir bölgesini Akkoyunlu Devleti sınırlarına katmasının ardından Hemşin bölgesi de Akkoyunluların hakimiyetine girmiştir.

Bununla birlikte sahildeki Rize kasabası ve Pazar’a kadar uzanan kıyı kesimi Trabzon Rum Devleti’nin hakimiyetinde kalmıştır.

Rize ve çevresinin siyasi yapısı, 15. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti ile Akkoyunlu Devleti arasındaki mücadelelerin de etkisiyle önemli bir değişim sürecine girmiştir.

Osmanlıların Rize’yi Fethi

Fatih Sultan Mehmet, 1461 yılında Trabzon seferine çıkarak Trabzon Rum Devleti’ni ortadan kaldırmıştır. Bu fetihle birlikte sahilde Çoruh Nehri’ne kadar uzanan topraklar, Hemşin dahil olmak üzere Osmanlı hakimiyetine girmiştir.

Rize de bu süreçte savaşsız şekilde Osmanlı topraklarına katılmış ve yeni oluşturulan Trabzon Sancağı’na bağlanmıştır.

Fetih sonrasında şehir ve çevresindeki yerleşimlerin nüfus yapısının güçlendirilmesi amacıyla Çorum, Amasya, Tokat ve Samsun çevresinden Türk nüfus bölgeye yerleştirilmiştir. Bu iskan hareketleri, Rize’nin sosyal ve kültürel yapısının şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.

1466 yılında Konya ve Karaman’ın fethedilmesinin ardından gerçekleştirilen yeni iskan hareketlerinde de Trabzon Sancağı’na, özellikle Rize Kazası’na önemli sayıda nüfus yerleştirilmiştir.

Bu dönemde bölgeye gelen Müslüman Türk toplulukları ile yerli halk arasındaki etkileşim, Rize ve çevresinin zaman içerisinde İslamlaşmasında etkili olmuştur.

1486 Yılı Tahrir Defteri

Osmanlı döneminde Rize hakkında önemli bilgiler veren kaynaklardan biri, fetih sonrasındaki ilk tahrir kayıtlarıdır.

1486 yılında düzenlenen Trabzon Sancağı Tahrir Defteri'nde günümüzdeki Rize bölgesi üç ayrı kaza halinde gösterilmektedir:

  • Rize Kazası

  • Atina Kazası – Hemşin nahiyeleri dahil

  • Lazluk Kazası – Ardeşen, Viçe (Fındıklı), Arhavi ve Hopa dahil

Bu kayıtlar, Rize ve çevresinin Osmanlı idari yapısı içerisindeki konumunu göstermesi bakımından önemli tarihî belgelerdir.

Trabzon ve Rize’de bulunan Bornak adlı köy ve yayla adlarının da Akkoyunluların vezirler çıkaran boylarından gelen toplulukların bölgeye yerleşmesiyle bağlantılı olduğu ifade edilmektedir.

Yavuz Sultan Selim Dönemi

Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Seferi sonrasında Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da gerçekleştirdiği fetihler, Rize ve çevresinin nüfus yapısını da etkilemiştir.

Maraş bölgesindeki Dulkadiroğulları Beyliği’nin ortadan kaldırılmasının ardından bu beyliğe mensup birçok aile sürgün yoluyla Trabzon Sancağı’na gönderilmiş, bunların önemli bir bölümü Rize ve çevresine yerleştirilmiştir.

Günümüzde Rize yöresinde bulunan bazı ailelerin, atalarının geldikleri yerlerin isimlerini aile adı olarak taşıması, bu dönemde gerçekleştirilen iskan hareketleri hakkında fikir veren unsurlardan biridir.

Evliya Çelebi’nin Gözünden Rize

1640 yılında Gönye Kalesi’ne görevli olarak giden ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi, Rize’den de bahsetmiştir.

Evliya Çelebi, Rize’yi Trabzon’a bağlı, deniz kıyısında, bahçeleri ve doğal güzellikleriyle dikkat çeken bir yer olarak tanımlamıştır.

Bu kısa anlatım, 17. yüzyılda Rize’nin doğal güzellikleri ve yerleşim özellikleri hakkında önemli bilgiler vermektedir.

Tuzcuoğlu Memiş Ağa İsyanı

Rize tarihinin önemli olaylarından biri de Rize Ayanı ve Batum Kalesi muhafızı Tuzcuoğlu Memiş Ağa’nın isyanıdır.

1814-1817 yılları arasında meydana gelen olaylar, Osmanlı Devleti’nin bölgede merkezi otoriteyi güçlendirme çabaları açısından Rize tarihinin önemli dönüm noktalarından biri olmuştur.

  1. yüzyılda Rize’nin Osmanlı idari teşkilatı içerisinde bir kaza merkezi olduğu görülmektedir.

Rize’nin Sancak Merkezi Olması

3 Mart 1878 tarihinde imzalanan Berlin Antlaşması ile Lazistan Sancağı’nın merkezi olan Batum’un Rusya’ya bırakılmasının ardından Rize, Lazistan Sancağı’nın merkezi olmuştur.

1904 tarihli Trabzon Salnamesi’nde Rize, Lazistan Sancağı’nın merkezi olarak gösterilmektedir.

Bu gelişmeyle birlikte Rize’nin bölgedeki idari ve siyasi önemi daha da artmıştır.

I. Dünya Savaşı ve Rize’nin İşgali

Osmanlı Devleti’nin 1914 yılında I. Dünya Savaşı’na girmesiyle birlikte Doğu Karadeniz’de de çatışmalar başlamıştır.

16 Kasım 1914’te Hopa Hudut Taburu ile Ali Rıza Bey komutasındaki milis kuvvetleri Borçka yönünde harekete geçmiştir. Türk ordusu ve gönüllü milis kuvvetleri bölgede önemli başarılar elde etmiştir.

Ancak Rus kuvvetlerinin Karadeniz kıyısındaki yerleşimleri sürekli bombalaması, deniz kuvvetlerinin yeterli desteği sağlayamaması ve takviye birliklerin ulaşamaması üzerine Osmanlı kuvvetleri 19 Şubat 1916’da Fırtına Deresi’ne kadar geri çekilmiştir.

8 Mart 1916 tarihinde Rus ordusu Rize’yi işgal etmiştir.

Böylece Rize halkı için yaklaşık iki yıl sürecek zorlu bir işgal dönemi başlamıştır.

Rize’nin Kurtuluşu

Rus işgali 2 Mart 1918 tarihinde sona ermiştir. Rusların bölgeden çekilmesinin ardından bu kez silahlı Rum çetelerinin faaliyetleri görülmeye başlamış ve bölgede bir Rum-Pontus Devleti kurma yönünde girişimler ortaya çıkmıştır.

Bu gelişmelere karşı Trabzon’da, Doğu Karadeniz Bölgesi'nin haklarını savunmak amacıyla Trabzon Muhafaza-i Hukuku Milliye Cemiyeti kurulmuştur. Cemiyetin Rize şubesi de kısa sürede faaliyete geçmiştir.

23 Temmuz 1919’da toplanan Erzurum Kongresi’ne Rize şubesi adına Hemşinli Necati Efendi ve Abaza Hakkı Efendi katılmıştır.

8 Aralık 1922 tarihinde Şark Cephesi Kumandanı Kazım Karabekir Paşa’nın Rize’ye gelmesiyle, bölgede Rum çetelerine karşı yürütülecek mücadele konusunda çalışmalar yapılmıştır.

Rizeliler de Kuva-yi Milliye saflarında yer alarak Millî Mücadele’ye destek vermişlerdir.

Cumhuriyet Döneminde Rize

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından Rize’nin idari statüsünde de değişiklikler yaşanmıştır.

Rize, bir dönem Artvin ile birleştirilerek Çoruh Vilayeti içerisinde yer almıştır. Daha sonra 20 Nisan 1924 tarihinde yeniden müstakil Rize Vilayeti olmuştur.

Atatürk’ün Rize Ziyareti

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 17 Eylül 1924 tarihinde Rize’yi ziyaret etmiştir.

Resmî ziyaretlerinin ardından Atatürk, Rize’nin önemli isimlerinden Mataracı Mehmet Efendi’nin evinde misafir edilmiştir.

Atatürk’ün Rize ziyaretinde konakladığı bu tarihî yapı, günümüzde Atatürk Evi Müzesi olarak korunmakta ve ziyaretçilere açık bulunmaktadır.

Rize-İspir-Erzurum Yolu

Cumhuriyet döneminde Rize’nin ekonomik ve sosyal gelişimini desteklemek amacıyla çeşitli projeler hayata geçirilmiştir.

Bunlardan biri, Osmanlı Hükümeti döneminde bir yabancı firmaya hazırlatılan Rize-İspir-Erzurum karayolu projesidir.

Yolun yapımında Rize halkı uzun yıllar boyunca gönüllü olarak çalışmıştır. Vali A. Ekrem Engür’ün görev yaptığı 1930-1935 yılları arasında yol yapımında çalışmak üzere bölgeye giden gruplar, törenlerle vilayet binası önünden uğurlanmıştır.

Bu yol, Rize’nin iç kesimlerle bağlantısının güçlenmesinde ve bölgenin ekonomik gelişiminde önemli bir rol oynamıştır.

Çay ve Rize’nin Ekonomik Dönüşümü

Rize’nin yakın tarihindeki en önemli ekonomik gelişmelerden biri ise çay tarımının başlamasıdır.

1937 yılından itibaren bölgede çay üretiminin yaygınlaşmasıyla birlikte Rize ekonomisinde büyük bir dönüşüm yaşanmıştır. Çay tarımı, zaman içerisinde bölge halkının temel geçim kaynaklarından biri haline gelmiş ve Rize’nin ekonomik kimliğinin oluşmasında belirleyici rol oynamıştır.

Bugün Rize denildiğinde akla gelen çay bahçeleri, bölgenin doğal ve kültürel kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Tarihi ve Kültürel Mirasıyla Rize

Geçmişi Urartu dönemine kadar uzanan Rize; Pontos, Roma, Bizans, Gürcü, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemlerinden geçerek Cumhuriyet dönemine ulaşmıştır.

Dağları, yaylaları, vadileri ve Karadeniz kıyısındaki konumuyla Rize, tarih boyunca farklı toplulukların ve kültürlerin kesiştiği önemli bir coğrafya olmuştur.

Bugün Rize’nin tarihi; kaleleri, taş kemer köprüleri, tarihî konakları, camileri, yaylaları, geleneksel yaşam kültürü ve çay tarımıyla birlikte yaşamaya devam etmektedir.

Rize’nin geçmişi, yalnızca bir şehrin tarihi değil; Karadeniz’in doğusunda yüzyıllar boyunca şekillenen çok katmanlı bir kültürel mirasın hikâyesidir.

Merkez Sayfasına Dön