belgesellerden ya da filmlerden izlediğiniz gibi atmacanın kola tünemesi sağlanır. Bu aşamada kolun çok iyi korunması gerekmektedir. Çünkü en küçüğü 1.5 cm. olan pençelerinin deriye geçmesi durumunda, deriyi kurtarmanın yolu yoktur. Pençeler deriyi delik deşik eder. Korkar, acı duyarsanız ya da bunu belli ederseniz, atmaca daha fazla ürker ve daha fazla pençesini batırır. Bu nedenle acıya dayanarak derinizi kendiliğinden bırakmasını beklemekten başka seçeneğiniz yoktur.
Atmaca başlangıçta hep kaçmak ister, siz onun alır kolunuzun üstüne oturtursunuz. Yine kaçar. Ancak zamanla kaçamayacağını anlar ve durumu kabullenir.
Sıra onu doyurmaya gelmiştir. En çok sevdiği yiyecek de pişmiş yumurtanın sarısıdır. Doyurmayı siz kendi ellerinizle yaparsınız. Ters bir hareketiniz, yumurta yerine parmaklarınızı gagalamasına neden olabilir. Onu beslemeniz, size biraz daha yakınlaştırır.
Bunların dışında yazıda anlatılamayacak başka türden eğitimler de yapılır. Bir kaç gün içinde atmaca, yine vahşidir ama en azından sahibinden korkmamakta ve ani hareket etmedikçe ondan kaçmamaktadır.
Doğada atmacaya benzer birçok kuş türü vardır. Atmacanın özelliği gözlerinin içinin tam anlamıyla sapsarı olmasıdır. Ayrıca, erkeği dişisinden daha küçüktür. Bu nedenle yalnızca dişisi yakalanır. Diğerleri ya hiç yakalanmaz ya da hemen serbest bırakılır.
Atmaca yalnızca yumurtayla doyurulmaz kuşkusuz. Kendisinden küçük her tür kuşu yer. Bu yeni ölmüş ya da canlı olabilir. Bazan avcılar başka bir biçimde yakaladıkları bir kuşu atmacanın önüne atarlar. İşte gerçek anlamda doğanın acımasızlığını ve vahşetini orada görürsünüz. Atmaca avını öylesine zevkle, hızla parçalar ve öldürür ki, gözlerinize inanamazsınız. Çoğunlukla "keşke görmeseydim" der insan.
Atmaca böylece yakalandıktan ve eğitildikten sonra sıra onunla bıldırcın avlamaya gelmiştir.
Bıldırcınlar Karadeniz'in kuzeyinden gelirler. Denizi aştığı için yorgundurlar ve ilk kara parçasına konarlar. Özellikle yağmurlu ve gök gürültülü havalarda denizin önündeki ilk toprak parçasına bile konarlar. Bu gelişleri çoğunlukla gece olur. Yağmurun geçmesine dek kondukları yerde kalırlar ve hiç hareket etmezler. Bıldırcınları avlamanın bir çok yolu vardır. Atmacayla avlamak bunlardan yalnızca biridir. Günün çok erken saatlerinde avcılar kollarında son bir gündür aç bıraktıkları atmacaları (aç olmazsa saldırmaz), ellerinde uzun çubuklarıyla dolaşırlar. Çubuklarla çimlerin üzerinde gezerler. Eğer orda bıldırcın varsa korkar ve hemen havalanır. Havalanmasıyla birlikte atmaca da arkasından uçurulur. Çok az da olsa istisnaları olmakla birlikte, atmaca bıldırcını mutlaka yakalar ve ilk gördüğü dala ayaklarında bıldırcın olarak konar. Avcıya düşen iş, parçalamadan gitmek ve ayaklarından bıldırcını almaktır.
Bu iş bazan saatlerce sürebilir. Çünkü atmaca ne avını vermeye niyetlidir, ne de öyle kolayca yakalanacak yerlere konmaya. Ayaklarına bağlı olan kısacık iple yakalanabilir ancak. Tam yanına yaklaşırsınız, uçar. Bir uçmasıyla birlikte yüzlerce metre uzağa gidebilir. Siz de arkasından.
Tüm bu iş avcılıktan çok, doğayla yaşamanın bir yoludur Doğu Karadeniz'de. Her avcının sonuçta yalnızca bir atmacası olur öve onu ertesi yıla kadar saklar. Bunlara "tüylek" denir. İşine yaramayanları ve fazla yakaladığını salıverir. Avcıların en dikkat ettikleri şey, neslin tükenmemesidir. Bir avcının bir yılda yalnızca bir adet yakaladığını ve atmaca avının gerçekten zor koşullarda ve ortamlarda yapılması nedeniyle herkes tarafından yapılmadığını gözönüne alınsanız, bu korumanın boyutlarını da anlayabilirsiniz. Bu nedenle bölgede belki de yüzyıllardır bu av yapılmasına karşın, neslin tükenmesi söz konusu olmamıştır.
Bir diğer konu atmacanın örneğin yumurtadan çıktıktan sonra, ya da yavruyken yakalanmamasıdır. Çünkü bu iş, atmaca avcılığının ahlakında yoktur. Bu avcılıktaki amacı oranlarsak, bıldırcın yakalamak çok küçük bir oranda kalır doğrusu.
Amaç çoğunlukla doğada, dağda yaşamaktır. Amaç, o ortamda bulunmaktır. Gündüzleri av peşinde olmaktır. Geceleri hep birlikte içki içmek, türküler söylemek, horon oynamak, eğlenmektir. Bu nedenle avladığı atmacayı yaşadığı kente götüremeyecek olan insanlar, kente dönüşlerinde kuşu salıverirler. Çünkü yaşadıkları günlerdir onlar için önemli olan.
Atmaca avcılığı yapıldığı günler boyunca dağlarda yaşanır. Tentelerde elektrik bulunmaz. Televizyon bulunmaz. Hiçbir makine yoktur. En büyük teknoloji ürünü küçük radyolar ve dürbünlerdir. Bunun dışında her şey doğaldır ve doğal ortamda geçer. Kirlilik, gürültü, gazete, dert, tasa, yoktur. Musluk yoktur. Su, doğal kaynaklardan karşılanır. Tüm yiyecekler doğal ortamlardan elde edilir.
Atmaca kültürü yöre insanları için çok önemlidir. Atmacanın yalnızca dişisi yakalanır demiştim. Bunun da değişik türleri vardır. Renklerine göre ayrılan bu türlerin de iyisi kötüsü vardır. Bu renk ayrımı çoğunlukla boynundaki tüylerin renklerine göre yapılır. Dışarıdan bakan biri, hiç bir renk ayrımı göremez. Oysa oradaki bir tüyün hafif bir renk farklılığı, atmacanın niteliğini de belirler.
Atmacanın niteliği öylesine önemlidir ki, genç ya da yaşlı insan farketmez, iyi bir atmacayı kolunda oturtup dolaşmak, bir onur kaynağıdır. Bu amaçla yörede yapılan şenliklerde mutlaka atmaca yarışmaları yapılır. Görüntüsü en iyi olar atmacaya ödüller verilir. İyi atmaca gururla dolaştırılır. Ömrünün herhangi bir döneminde atmacacılık yapmamış olmak, eksiklik sayılır.
Bu satırları okuyan çoğu kişi işi abarttığımı sanabilir ama, şunu da eklemek istiyorum. Sahibinin atmacasına öylesine bir bağılılığı vardır ki, atmaca hastalandığında çoğunlukla sahibi de bundan etkilenir. Mutsuz, sinirli olur. Atmacanın iyileşmesi için her şeyi yapar. Atmacasıyla o, bütünleşir. Asla atmacasını öldürmez. Günü geldiğinde salıverir.
İşin doğada yaşama yanını bir yana bırakırsak; bıldırcın yakalamak için atmaca, atmaca için atmaca kuşu ve doğada yaşam, atmaca kuşu için çekirge, çekirge için mısır ekimi. İşte ekosistem. Zincir nasıl da birbirine bağlı. Aradan birini kopardığınızda tüm dengeler bozuluyor.







LinkBack URL
About LinkBacks







Alıntı




Paylaş